Seyit Köse


ŞU MUHAFAZAKÅRLAR DA OLMASA

Türkiye’de “muhafazakarlık” kavramının doğru anlaşıldığını düşünmüyorum. Bu kavramın da, birçok kavram ve deyiş gibi peşin kabullerle ve mahiyeti bilinmeden dilimize yerleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır sanıyorum.


Muhafazakarlık, hem kendisini bu kavramla tanımlayan insanlar için, hem de onların muarızları için itiraz edilesi bir kavram değil. Dolayısıyla bu kavram üzerinde herkes tarafından kabul edilen bir mutabakat var. Basitçe, dindar kimliğini, mütedeyyin çevreleri, gelenekçi tutumları tanımlamak üzere kullanılıyor.

 

Kavram bize, korunması, muhafaza edilmesi gereken bir şeyi, muhafaza etme ihtiyacının hasıl olmasını işaret ediyor. Dolayısıyla, değişimin hız kazandığı bir tarihsel momentte ortaya çıkan bir tepki ideolojisi olarak düşünebiliriz muhafazakarlığı. Avrupa’da, Aydınlanma döneminde, geçmişin izlerinin birer birer ve jakobence silindiği bir ortamda, bir tepki ideolojisi olarak belirmiştir muhafazakarlık. İlk ideoloğu Edmund Burke’nin düşünceleriyle de entelektüel bir zemin kazanmıştır.

 

İhtilal sonrası Fransa’da meclisin sağında oturan muhafazakarların değişimle ilişkisi çetrefilli bir hal almıştır. Esasında o günkü tartışma, bugün de olduğu gibi değişimin kendisine değil, niteliği, şekli ve konusu üzerine odaklanır. Asli değil, arızidir. Yani, değişim olsun ama…, diye başlar muhafazakar cümleler. Değişimi, modernliği reddetmek değildir söz konusu olan; değişimle, modernlikle, yeniliklerle birlikte ahlak, din, gelenek, gibi değerlerin muhafaza edilmesidir. Bu düşüncenin, modernliğin epistemolojisi;(bilgi rejimi) ve ontolojik düzeyde yarattığı tahribatlar ile esasta alıp veremediği yoktur. Dibine kadar modern bir ideoloji, modern bir düşünce, modern bir yaklaşım biçimidir. Yeniliklere, modernliğe bu kadar düşkünken, Tanrısız da yapamamanın vicdan azabıdır. Üstelik onların Tanrıları, bütün yenilikleri destekler, bunu onların Yahudiler gibi seçilmişliğine ithafen birer nimet olarak bahşeder. Bahşetmesi de lazımdır, çünkü Voltaire’in de Tanrısı olan bu Tanrı, icat edilmiş bir Tanrıdır. Ne diyordu Voltaire, Tanrı olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi… Çünkü modernlikle birlikte ilk defa, insanı aşan, aşkın(müteal) bir Tanrının yerini, kaderi insan aklının onayına bırakılmış bir Tanrı aldı. Dolayısıyla modern ve çağdaş dünya ile fazlasıyla barışık, her yeniliğe anında uyum sağlayan muhafazakar ile Müslüman kişi kastediliyorsa burada, hem kendisini bu kavramla tanımlayanlar, hem de onların muarızları tarafından, esası gizlemeye müteallik büyük bir şarlatanlık icra ediliyor demektir.

 

Jakobenlerin ne olduğu bellidir. Muhafazakarlık ise melez bir türdür. Sosyal hayatta modern, çağdaş ve güncel olanı baş tacı eder. Bütün ilişkilerini buna göre kurgular. Bütün istemleri, heyecanları, hayalleri, kararları, tasavvurları, beğenileri çağın ortalama insanını ve dünya sisteminin buna uygun ürettiği politikaları aşmaz. Öte yandan alınlar secdeden kalkmaz. Tanrıya alan tahsis edilmiştir bir kere. O alan bir seccadenin çapı kadardır. Şu muhafazakarlar da olmasa, Tanrı bu kadar alanda nasıl yaşayabilirdi bilmem!



  • Çarşamba 24 ° / 17 ° Güneşli
  • Perşembe 26 ° / 17 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 28 ° / 17 ° Güneşli

İstanbul

23.09.2020

  • İMSAK 05:20
  • GÜNEŞ 06:46
  • ÖĞLE 13:01
  • İKİNDİ 16:25
  • AKŞAM 19:07
  • YATSI 20:27