Seyit Köse


GERÇEĞİ ARARKEN

“İnsan” söz konusu olduğunda karşımıza, tarih içerisinde pekişmiş onca birikim ve kabulün önümüze serdiği birçok tanım ve kavrayış çıkıyor.


Düşünme denilen etkinlik, tarih boyunca genel olarak bu tanımlar ekseninde seyretmiştir. Siyaset, sosyoloji, tarih v.d. alanlarda üretilenler, belli bir insan anlayışına özgü verimlerdir; dahası bu anlayış çerçevesinde şekillenen, verili bir kavrayışın etkinlik alanları, görüş açıları olarak vardırlar. İnsan doğasında başat olan ruh mu, madde mi? Başka bir şekilde ifade edilirse, düşüncemiz mi maddeyi belirler, madde mi düşüncemizi? İnsanı ilgilendirmesi hasebiyle bütün bir düşünce tarihini meşgul eden,  buradan büyük düşünce sistemlerine ulaşılan temeldeki bu iki fenomene “insanın doğası yoktur, tarihi vardır” diyen Ortega Y. Gasset’in görüşünü üçüncü bir bakış açısı olarak ekleyebiliriz. Görüşler çoğaltılabilir, ancak insana dair ne söylersek söyleyelim kanlı, canlı, yaşayan bir şeyden bahsediyorsak bütün tanım ve görüşler bir yerde eksik kalmaya mahkum oluyor. Yine de, yaşayan bu formun zaman içerisinde, yaşamın her köşesine nüfuz eden modern hayatın tazyikleriyle zihin yahut maddeye indirgendiğini, doğal yaşamından koparıldığını ve dolaylı-gayrişahsi bir yaşam standardı ile çerçevelendiğini hatırlamakta fayda var. Gerçek yaşam alanından kurgusal olana taşınmıştır insan. Sonuç olarak gerçek olan ile kurgusal olan arasında gidip gelen bir varoluş sahnesi olarak düşünülebilir insan yaşamı. 

Gerçek, birçoğumuzun bilerek veya bilmeyerek uzak kalmakla hayatımızı fiziksel-zihinsel ve birçok bakımdan garanti altına aldığı bir fenomen. Kurgu ise çoğu defa gerçeğin yerine koyduğumuz, bize rahatlık getiren, nefes aldıran, tarafımızdan ya da başkaları tarafından oluşturulan ve giderek yaşamın bütün alanlarını işgal eden bir form. 

İnsan, kendisine ve dış dünyaya dair zihninde oluşturduğu kurgularla yaşayabiliyor ancak. O kurguların en temelde bir veya birkaçının yıkılması, parçalanması ve iğdiş edilmesi hayatı katlanılmaz kılıyor. Çünkü çelişkilerle yaşayamıyor insan. Dünyaya dair bütünlüklü bir bakış açısı geliştirme ve bunun getirdiği bir anlam verme çabası konumu, sınıfı, statüsü ve niteliği ne olursa olsun insanın en temel varoluş özelliği olma durumunu koruyor. 

Modern hayat, yaşam dünyasının gayrişahsi tutumlar ve ilişkilerle temellendirilmesi suretiyle varlığını ilan eder. Dolayısıyla kurgusal olması-kurgusal olanı baş tacı etmesi onun alamet-i farikasıdır. Bu yüzden modern yaşam formu içerisinde kurgular hep gayrişahsi tutum ve ilişkilerle, ilgilerle oluşturularak dolaylı yollarla inşa edilir. Birbirine ulanan ve dolanan kurguların birbirleriyle çelişen yönleri ise modern aklın ayrıştırıcı, bölücü ve tecrit edici vasıfları sayesinde gözden düşürülür ve parçalanan her kurgunun yerini, boşluk hissine mahal vermeyecek bir biçimde anında yenisi alır. Kurguların parçalanması ise farkında bile olunmadan, acısı bile çekilmeden; ne oluyor? Sorusunu akla getirmeden anlık enformasyon akışlarının sağanağı altında gerçekleşir. 

Birçoğumuz zaman zaman hayatın katı gerçekleriyle karşılaşmıştır. Hayatın kurgusal yanı ise her zaman önümüzdedir. Kurgu insanı rahatlatır. Gerçek ise hep tehdit edici, tedirginlik vericidir. 

İnsan hayatına anlam veren şey biraz da aldanmanın her türlüsüne karşı agah olup, dürüstçe gerçeği araması değil midir?

 

Ne diyordu “Yort Savul” adlı şiirinde Ece Ayhan:

Daha yavuz bir belge var mıdır ha

Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?

  • Cumartesi 18 ° / 12 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 17 ° / 12 ° Fırtına
  • Pazartesi 17 ° / 11 ° Parçalı bulutlu