‘YENİ DÜZENLEME BAZI STK’LARIN SİNİRLERİNİ ZIPLATTI’

Sivil Toplum Kuruluşlarının faaliyetlerine kısıtlama getiren yeni düzenlemenin yankıları sürerken, Cumhuriyet Kadınları Derneği’nden konu ile ilgili bir açıklama geldi.

Geçtiğimiz aralık ayında TBMM’de kabul edilen ve STK’ların, dernek ve vakıfların yardım toplama faaliyetleri üzerinde bazı değişiklikleri içeren düzenlemelerin asıl amacının kısıtlama olmadığını, terör ve uyuşturucu ticareti ile mücadele kapsamında olduğunu belirten Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür, bu durumdan bazı örgütlerin rahatsız olduğunu ve gerçeği yansıtmayan tepkiler verdiğini belirtti. “Türkiye’nin bölücü ve gerici terör ile mücadelesi ile bazı STK’ların sinirleri zıpladı” diyen Oygür, “İtirazcıların “derneklere kayyım atanacak” gürültüsü buradan çıkmaktadır. Şaşırmıyoruz, çünkü belediye olanaklarıyla PKK’yı besleyen, PKK mayınlarını yerleşim yerlerinde hendeklere döşeten HDP belediyelerinin görevden alınıp yerlerine kayyım atanması da aynı STK’lar tarafından pek antidemokratik bulunmuştu” dedi. Prof. Dr. Tülin Uygur, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“TERÖR VE KARAPARA İLE MÜCADELE EKSİKLİĞİ TİCARİ İLİŞKİLERDE SORUN TEŞKİL EDİYOR”

“Mali Eylem Görev Gücü (İngilizce ifadesinin kısaltılmışı, FATF), karapara aklamanın uluslararası alanda önlenmesi ve terörün finansmanı ile mücadele amacıyla OECD bünyesinde kurulmuştur. Türkiye’nin 1991 tarihinde katıldığı, halen 34 üyesi bulunan bir kuruluştur. FATF, üye ülkeleri karapara aklama ve terörün finansmanının önlenmesi konusunda gösterdiği gelişmeler bakımından değerlendirmekte ve tavsiyelerde bulunmaktadır. FATF’ın kamuoyuyla paylaştığı raporlarında, bir ülkenin karaparayla ya da terörün finansmanıyla mücadelede ciddi eksikliklerinin olduğunu ilan edilmesi, o ülkenin özellikle ticari ilişkileri üzerinde ciddi olumsuz etkilere sebep olmaktadır.”

FATF’ın Aralık 2019 raporunda Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle insan, göçmen, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı riski ile terör saldırısı tehdidinin yüksek bir ülke olduğuna dikkat çekilerek para aklama ve terörizm finansmanıyla mücadelede daha etkili adımlar atmazsa gri listeye alınacağı belirtilmiştir. Türkiye ise değerlendirme ve raporun hazırlanış süreçlerindeki haksızlıklara itiraz ettiğini FATF’a bildirmekle birlikte, kara para aklama, terörün finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelesini sürdüreceğini açıklamıştır.

“ONLARA GÖRE AMAÇ MUHALİFLERİ SUSTURMAK”

“27 Aralık 2020 günü TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Türkiye’nin bu mücadelesinin eylemlerinden biridir. Bu Kanun, mevcut bazı kanunlarımızda değişiklikler yapılmasını getirmiştir. Bunlar arasında sivil toplum kuruluşlarını (STK) ilgilendiren Yardım Toplama Kanunu ve Dernekler Kanunu da vardır.    

STK’lar içinde bazı “Atatürkçü”, “çağdaş” dernekler, tekmil neoliberal feminist gruplar ve bazı tarikat-cemaat savunucuları “Yardım Toplama ve Dernekler Kanunlarında yapılan değişikliklerin Kanunun amacı ve ismi ile hiç ilgisi yoktur; amaç, dernek ve vakıfların yardım toplama faaliyetleri ve örgütlenme özgürlüğü kısıtlamak ve İçişleri Bakanlığının dernekler üzerindeki siyasi vesayetini sağlamaktır” diyerek Kanuna itiraz etmişlerdir. Onlara göre Kanunun amacı muhalif dernekleri susturmaktır.”

“SİVİL TOPLUMCULUK SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK ALANI DEĞİLDİR”

“Bugün ülkemizde Dernekler Kanunu’na tabi faal dernek sayısı 121 bin 733’dür; Türk Medeni Kanunu’na göre kurulmuş faal vakıf sayısı da 5 binin üzerindedir. Merkezi yurt dışında olan ve Yardım Toplama Kanunu ile Dernekler Kanunu hükümlerinin dışında tutulan dernek ve vakıfların Türkiye’deki şube ve temsilcilikleri ise bu sayılara dâhil değildir.

İtirazcı STK’lar çıkarılan Kanunla STK’ları ilgilendiren Yardım Toplama ve Dernekler Kanunlarında değişiklik yapılmasına “özgürlüklerimiz elden gidiyor” diye karşı çıkarak, 130 bini bulan STK içinde karapara aklama, uyuşturucu ticareti yoluyla teröre finans sağlama işlerinin yer almadığına kefil oluyorlar. Yok, böyle değilse o zaman sivil toplumculuğu, ülkemizin Anayasa’mızın ilk üç maddesinde tanımlanmış ve değiştirilemez nitelikleri dışında at koşturabilmenin sınırsız özgürlük alanı sayıyorlar.”

“HUKUKÇULARIMIZ İLE İNCELEDİK”

“Cumhuriyet Kadınları Derneği, Kanunu hukukçularıyla incelemiş ve Yardım Toplama Kanunu ve Dernekler Kanununda yapılacak değişikliklerin terörle bağlantılı, uyuşturucu ticareti ve karapara aklama paravanı olan sözüm ona sivil toplum kuruluşlarıyla Anayasal düzeni değiştirmeye yönelik faaliyetler yürüten kökü dışarıda vakıf ve derneklerin denetlenmesine yönelik olduğunu açıklamıştır.

Kanundaki STK’larla ilgili belli başlı değişikliklere baktığımızda;

İzinsiz yardım toplanması yasağı kapsamına internet yoluyla yardım toplanması da alınmıştır. Ayrıca yurtdışına yapılacak yardımlar da önceden mülki idare amirliğine bildirilecektir.

Şimdiye kadar kapsam dışında tutulmuş olan merkezi yurtdışında olan dernek ve vakıfların Türkiye’deki şube veya temsilcilikleri de Dernekler Kanunu’na tabi olacaktır.

Dernek denetimlerinde görevlendirilenlerin yetkileri genişletilmiştir.

Terör suçlarından, uyuşturucu imal ve ticareti suçundan veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından mahkûmiyet almış olanların derneklerde genel kurul dışındaki organlarda görev almaları engellenmiştir. Aksi durumda, bu kişiler veya görev yaptıkları organlar İçişleri Bakanlığı tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırılabilecek ve Türk Medeni Kanununun ilgili hükümleri uygulanarak yerine atama yapılacaktır.

İtirazcıların “derneklere kayyım atanacak” gürültüsü buradan çıkmaktadır. Şaşırmıyoruz, çünkü belediye olanaklarıyla PKK’yı besleyen, PKK mayınlarını yerleşim yerlerinde hendeklere döşeten HDP belediyelerinin görevden alınıp yerlerine kayyım atanması da aynı STK’lar tarafından pek antidemokratik bulunmuştu.

Türkiye’nin bağımsız, güçlü, aydınlık bir ulus devlet olarak ilerleme mücadelesine sırtını dönmüş STK’ların ilk tohumları 1980 darbesinden sonra, demokratik kitle örgütleri bıçaktan geçirilirken eş zamanlı olarak atıldı. Amerika’nın ulus devletlere ihraç malı olan demokrasi projesi ile halktan kopuk şekilde, birkaç seçmece kişiyle kuruldular. Fonlarla, hibelerle, bürokrasi ve medyada sağlanan menfaatlerle beslendikçe beslendiler. Onlarınki iktidar muhalifliği değil, devlet düşmanlığı görevidir. Türkiye ise ilerlemesini sürdürüyor ve bu yapıların da varoluş zeminleri altlarından kayıyor; sonunda tükeneceklerdir. Üzücü olan, iktidara muhalif olma takıntısı içinde misyoner örgütlerin kuyruğundan kopamayan bazı STK’ların durumudur. Yakın zamanda gözlerinin açılması dileğiyle…”