MEHMET ÖZGÜR ÜRETEN: ‘DİL SÜRÇMESİ Mİ, YAPILAN BİR TAVİZ HAZIRLIĞININ AĞIZDAN KAÇIRILMASI MI?’

CHP Ümraniye Meclis Üyesi, Merkez Bankası atamasının ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un Montrö antlaşmasıyla ilgili söylemleri hakkında bir konuşma gerçekleştirdi.

Ümraniye Belediye Meclisi’nin nisan ayı 1. oturumunda gündem dışı söz alan CHP Meclis Üyesi Mehmet Özgür Üreten, Cumhurbaşkanı kararıyla Merkez Bankası başkanının değiştirilmesinin dış basında Türkiye’yi küçük düşürdüğünü söyledi. TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un Montrö antlaşması hakkında yaptığı açıklama ile ilgili de “Bu bir dil sürçmesi midir, yapılan bir taviz hazırlığının ağızdan kaçırılması mıdır? Hangi amaçla gündeme getirilmiştir arkadaşlar?” dedi.

Üreten, konuşmasında şunları söyledi:

“DEĞİŞİME NE GEREK VARDI?”

“Mart ayında Kanun Hükmünde Kararname ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Naci Ağbal, Merkez Bankası görevinden alındı, yerine Prof. Şahap Kavcıoğlu getirildi. Yeni atanan başkan, Prof. Şahap Kavcıoğlu aynı zamanda eski AK Parti Bayburt Milletvekili. 

Sn. Kavcıoğlu göreve atandıktan sonra, gerek resmi sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, gerekse banka yöneticileriyle bir araya geldiği toplantı sonrasındaki yazılı açıklamasında, kendisinden önceki başkanın parasal sıkılaştırma, sıkı para politikalarının sürdürüleceğini, Merkez Bankası’nın asli görevi olan enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarının sağlanması adımlarının, kesintisiz devam ettirileceğini dile getirdi. O halde kendisinden önceki başkanın aldığı kararları, uyguladığı para-faiz-kur-fiyat istikrarı politikalarının devam edeceğini ilan eden, piyasalara bu yönde güvence veren bir başkanı alıp, aynısını söyleyen bir başkanla değiştirmeye, sadece dört buçuk ay sonra, ne gerek vardı arkadaşlar? 

Sadece bu azil ve atama kararı ardından bir haftada yaşanan ağır ekonomik hasarın ötesinde, Türk Lirasın’da yüzde 10’u aşan değer kaybı, dövizde hızlı kur artışı ve dibe vuran Merkez Bankası itibarını zar zor tekrar inşa etme çabalarının, yerle bir edilmesindeki niyet, amaç ve gerekçe nedir?”

“EKONOMİK BUHRAN DAHA DA DERİNLEŞEBİLİR”

Mevcut rakamlarla 100 Liralık borç geri ödemesi ve borç çevirmek için 111 Türk Lirası yeni borçlanma öngörülürken, şimdi 100 liralık borç geri ödemesi için 135-140 Türk Lira’lık yeni borçlanma zorunluluğu gerekmektedir. Ülke risk puanının artmasıyla, kurlar ve faizlerdeki artışla bu tutarlar bile muhtemelen yetersiz kalacak daha da yükselecek. Bu da mevcut borçların geri ödenebilmesi için, daha fazla ilave borçlanmaya gidileceğini, ilave borçlanma için daha yüksek faiz ödenmek zorunda kalınacağını ve bütçedeki faiz ödemeleri ödeneğinin de aşılacağına delalettir.

İç ve dış kaynak arayışlarında, artan risklerden ötürü, bulunacak olası kaynakların maliyeti olağanüstü düzeylere ulaşmış durumdadır. Dolayısıyla ülkemiz ekonomisi, kıt ve kısıtlı kaynaklarıyla daha yüksek kur maliyetlerini karşılamak ve sonuç olarak elindeki sınırlı varlıklarını yüksek maliyetli kaynak temini için, dışarıya akıtmak zorunda bırakılmıştır. Tek kişinin aldığı bu kararlar; ağır kriz sürecinde olan ve salgının etkileriyle, buhrana dönüşen ekonomik tablonun, maalesef daha da derinleşeceğini göstermektedir.”

“ÇIKAN HABERLERİ TEKZİP BİLE ETMEDİLER”

“18 Mart’ta, Reuters Haber Ajansı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden’ın Avrupa Birliği liderlerine ‘Erdoğan yönetimi; daha fazla taviz vermeye hazır hale geldi, yaptırımları şimdilik gündeme almayın.’ mesajı ilettiğine ilişkin bir haberi tüm dünyaya geçti. Daha açık bir deyişle, “Biden devreye girdi, Avrupa Birliği yaptırımları erteleyecek” dedi. Gerçekten de, Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde yaptırımlar Haziran’a ertelendi. Fakat ülkemizi küçük düşüren bu habere; ne Dışişleri, ne de iktidar sözcülerinden, bir tepki ya da yalanlama gelmedi. İktidarın; Biden’dan gelecek bir telefon uğruna, ‘daha fazla taviz vermeye hazır hale geldiğinin’ uluslararası ajans haberlerine malzeme olması, bu haberin tekzip edilmesine bile cesaret edilememesi, oldukça manidardır.”

“DİLİ Mİ SÜRÇTÜ?”

“Ne tesadüftür ki; tam bu esnada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, yeni yönetim sisteminde, Cumhurbaşkanının uluslararası anlaşma ve sözleşmelerden kendi kararıyla Türkiye’yi çekebileceğini, buna yetkisi olduğunu savunarak ‘gerekirse Cumhurbaşkanı imzalayacağı bir kararla Montrö’den de çekilebilir’ dedi. Bu bir dil sürçmesi midir, yapılan bir taviz hazırlığının ağızdan kaçırılması mıdır? Hangi amaçla gündeme getirilmiştir arkadaşlar? 

1936 tarihli Montrö Sözleşmesi; İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının egemenliğini ve denetimini Türkiye’ye bırakırken, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin boğazlardan geçişlerinde, savaş gemilerinin geçişlerinin kısıtlanmasında, Türkiye’ye hak ve yetkiler veriyor. Kurtuluş Savaşı ardından, Lozan Anlaşması ile sınırlarını, bağımsızlığını ve egemenliğini güvenceye alan Türkiye, Montrö Sözleşmesi’ni imzalayıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylayarak iki boğazın hâkimi, egemeni oldu.”

“MİLLET YATAYDAN BAKINCA…”

“İktidarın 85 yıl sonra Montrö Sözleşmesi’nden çekilme düşüncesini ortaya atması, bunu kamuoyunda tartışmaya açması çok tehlikeli ve dikkat çekicidir. Montrö’den çıkmak, teknik olarak bile ne imkan, ne de ihtimal meselesidir. Medyada, Montrö tartışmalarının açılmasının ardından, Kanal İstanbul imar planlarının onaylanması asla tesadüf olamaz! Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın eş zamanlı olarak Kanal İstanbul imar planlarının onaylandığını ilan ettiği bu günlerde, ‘paralel boğaz’ projesiyle, Montrö Sözleşmesi’ni delme hazırlığının bir başka itirafı olarak algılanmaktadır. 

Bugün, Montrö’den kimlerin rahatsız olduğu bir sır değildir. Belki saraylardan, tepelerden bakınca, emperyal güçlerin piyonu olmak makul görünüyor olabilir ama millet, yataydan bakınca, Türkiye’nin ali menfaatlerinin, pazarlık konusu yapılamayacağında hem fikir.”