İBB MECLİSİ’NİN GÜNDEMİ ‘İSRAF’ OLDU

İBB Meclisi'nin Eylül oturumları “israf” tartışmalarıyla açıldı. AK Parti Grubu, Başkan İmamoğlu’nu “müsriflikle” suçlarken, CHP Grubu da “Hangi yüzle bize israftan bahsediyorsunuz” karşılığını verdi. Ayrıca beş dosya veto yedi.

İBB Meclisi'nin Eylül ayı oturumlarının ilk bileşimi AKP, MHP, İYİ Parti, CHP grup başkanvekillerinin gündeme ilişkin konuşmalarıyla başladı. Tartışmalara sahne olan ilk toplantıda AK Parti gurubu Ekrem İmamoğlu’nun 500 günlük performansının israflarla dolu olduğunu ifade ederken, CHP Gurubu “AKP ne hakla hangi yüzle bize israftan bahsediyor” dedi. Mecliste görüşülen 5 dosya da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu imzası ile veto edilerek meclise iade edildi.

 

İBB AK Parti Grup Başkanvekili ve Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasını almasından bu yana geçen 500 günün başarısızlıklarla dolu olduğunu ifade ederek 'İstanbul’un yönetilmediğini ve yönetilemediğini hep beraber görüyoruz.' dedi.

 

"BİR SİYASETÇİNİN VİZYONU İLK 100 GÜNDE, AKIBETİ 500 GÜNDE BELLİ OLUR"

 

Süleyman Demirel'in sözünden alıntı yapan Göksu "Bu şekilde yaklaşık 500 gün geçti. Hatırlarsanız, Sayın Süleyman Demirel hep şunu vurgulardı: bir siyasetçinin vizyonu ilk 100 günde, akıbeti de ilk 500 günde belli olur. Artık, İBB’nin başkan ve yönetiminin performansını doğrudan değerlendirme zamanı gelmiştir" dedi.

 

BU DÖNEMİN ADI: YÖNETİM KURAKLIĞI

 

İlk 500 günün sonunda oluşan tabloyu "Yönetim kuraklığı" olarak tanımlayan Göksu, Eylül ayı’nın aynı zamanda olgunlaşma ve hasat mevsimi olduğunu söyleyerek konuşmasına şöyle devam etti.

 

BAHARDA TOHUM ATMAZSANIZ, GÜZÜN TOPLAYACAK HASADINIZ OLMAZ

 

Eylül ayı olgunlaşma ve hasat mevsimidir ama baharda toprağa tohum atmaz, yazın sıcağında alın teri dökmezseniz, güzün toplayacak bir hasadınız olmaz. Hasat elde etmek için, akıl yorup, alın teri dökmek gerekir. Üzerine alın teri dökülmemiş toprağın kuraklaşması kaçınılmazdır.

 

İstanbul açısından bereketli olmasını umduğumuz yeni bir döneme başlarken, önce geride bıraktığımız dönemin nasıl geçtiğinin kısa bir değerlendirmesini yapmak, sonrasında ise, İstanbul’un geleceğine dair perspektifimizi ve gündemimizin ne olması gerektiği konusunda fikirlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

İBB Başkanı, mazbatasını alalı yaklaşık 500 gün olmuş. Yani aradan yaklaşık 1,5 yıl geçmiş. Bu geçen zaman içerisinde bu kürsüden ve farklı mecralardan, İBB Başkanını ve yönetimiyle ilgili zaman zaman değerlendirmelerde bulunduk

 

"ZAMANA İHTİYACI OLDUĞUNU BİLİYORDUK, İNSAFLI DAVRANDIK"

 

Bu değerlendirmeleri yaparken insaf ve adalet duygularıyla hareket etmeye özen gösterdik. Çünkü bir Belediye Başkanının şehrin fiziki ve sosyal çehresine bir şeyler katabilmesi için zamana ihtiyacı olduğunu biliyorduk. Bu süre içerisinde yaptığımız değerlendirmeler ve eleştiriler, Sayın başkanın zaman ve imkana bağlı olmayan tavır, davranış ve icraatlarıyla ilgiliydi. Bir yandan Sayın Başkan’ı performans anlamında değerlendirmek için süre verirken, diğer yandan da dünyanın en hareketli metropollerinden olan İstanbul’un ihmale gelmeyeceğini de defalarca ifade ettik.

 

Bu şekilde yaklaşık 500 gün geçti. Hatırlarsanız, Sayın Süleyman Demirel hep şunu vurgulardı: bir siyasetçinin vizyonu ilk 100 günde, akıbeti de ilk 500 günde belli olur.

 

Artık, İBB’nin Başkan ve yönetiminin performansını doğrudan değerlendirme zamanı gelmiştir.

 

Bu bağlamda, 500 günün sonunda, ortaya çıkan tablo şudur ki, İBB’ de, bir yönetim kuraklığı yaşanmaktadır. Bu süreçte herkesin ki (sizi desteklemiş olanlar da dahil olmak üzere) sorduğu temel soru şudur: “İstanbul, belediyecilik anlamında gerçekten yönetiliyor mu?

 

Bu süre içerisinde yaşananlara baktığımızda, maalesef İstanbul’un yönetilmediğini ve yönetilemediğini hep beraber görüyoruz.

 

Çünkü bir şehri yönetmek demek; Kurumsal hafızayı ve aklı yok etmek demek değildir. İnsan kaynaklarıyla oynamak demek değildir. Yani, binlerce insanı işten atıp, yerlerine partizanca atamalar yapmak değildir.

 

Yatırımları durdurmak değildir. Öz kaynak üretmek yerine sadece borçlanmayı ikame etmek değildir. Ya da hiç icraata dönüşmeyen göstermelik çalıştaylar düzenlemek değildir. Diyet siyaseti gütmek değildir. Polemik üretmek değildir. Reklamcılık ve algı siyaseti ile oyalanmak değildir. Ve günün sonunda, iş yerine bahane üretmek, sızlanmak ya da şov yapmak, hiç ama hiç değildir. Bunlar ancak kenti yönetememenin ürettiği semptomlar ve manipülasyonlar olabilir.

 

Peki, İBB yönetimi İstanbul için bir yönetim vizyonu ortaya koymadığına göre, neyi yönetiyor? Neyi iyi yönetmeye odaklanıyorsunuz?

 

İBB yönetimi şu dört şeyi yönetiyor:

 

*Kendi yanlışları ve elitist tavırları sebebiyle uzun yıllar boyunca ne yerel ne de genel siyasette yönetme şansı bulamamış bir partinin belediye başkanı olarak, öncelikle partisi içerisindeki “biriken beklentileri” yönetmektedir.

 

*Sayın başkan ve adamları, kendi siyasal kariyer hedefleri açısından parti içi ve parti dışı ittifaklarını ve parti içi rakipleriyle ilişkilerini İBB imkânları ile yönetmektedir.

 

*Sayın Başkan, İBB’yi, 25 milyar bütçesi olan bir reklam ajansı gibi görerek, bu imkanla kişisel PİAR’ını yönetmektedir.

 

*Başarısızlıkları ve yönetememe sorunu ortaya çıktıkça da, algı yönetim modunu açıp, yalan ve manipülasyonlarla algıyı yönetmektedir.

 

İBB'nin İSMEK'leri de yavaş yavaş kapatmak için uğraştığını belirten Göksu, “AK Parti döneminde 19 bin 457 kurs, CHP döneminde 6 bin 339'a düştü. 3 bin 60 olan öğretmen sayısı 986'ya düştü. Deprem bahanesi ile birçok kurs kapatıldı. CHP kendini toplum mühendisliğine adamış bir partidir. ‘Biz Anadolu kadınının ilim irfan sahibi olmasını istemiyoruz' deyin açıkça, yüreğiniz yetmez” dedi.

 

Göksu, A CHP'nin hiçbir projesine engel olmadıklarını ve 1.5 yılda 12.5 milyarlık borçlanma yetkisi verdiklerini de söyleyerek, “Ak Partili belediyelere merkezi hükümetten gelen ama CHP’li belediyelerden kesilen 1 kuruş varsa buyurun söyleyin” dedi.

 

CHP’Lİ SUBAŞI CEVAP VERDİ

 

Göksu’nun ardından söz alan CHP Grup Başkanvekili Doğan Subaşı, 162 İSMEK'in 67 adedinin AKP'li ilçe belediyeleri tarafından binalarının geri istendiğini ifade ederek, “Bizim kapatma derdimiz yok. İSMEK konusunda samimiyseniz bu durumu gözden geçirin, İSMEK'i yaşatalım” diyerek konuşmasını sürdürdü.

 

Göreve geldiklerinde karşılarına çıkan en büyük sorunun durdurulan 14 metro hattı olduğunu belirten Subaşı, “Başkanımız yeniden başlatmak için kredi buldu, siz de onay verdiniz. ‘Bizim bulamadığımız krediyi siz buldunuz' diyerek teşekkür etmelisiniz. Çeçmiş dönemde İBB’ye Ankara’dan projeler için en geç 2 ayda onay çıktı, şimdilerde ise bu zaman 10 aya kadar yükseldi. Bu tür engellemeleri söylemekten de çekinmeyeceğiz. Geçmiş dönemin 4.8 milyar borçları da ödendi. Sizin borçlarınız demiyorum devlette devamlılık esastır, tabi ki ödenecek” diyerek, kamuoyunda da tartışılan bazı eleştirilere yanıt verdi.

 

“12 EYLÜL, FATSA’YA KARŞI YAPILDI”

 

Herkesin 12 Eylül’ü kendince tarif etmesine değinen CHP’li Subaşı, “12 Eylül konusunda yerli yersiz bazı sözler ediliyor. 12 Eylül’ü 3 cümleyle anlamak mümkün. Birincisi, darbeci Kenan Evren’in, “Bu kürsüde biz konuşmasaydık Fatsadakiler konuşacaktı” sözüdür. Bir başka söz ise dönemin işadamı Halit Narin’in “Bugüne kadar hep işçiler güldü, bundan sonra biz güleceğiz” lafıdır. Üçüncüsü ise dönemin MHP Genel başkan Yardımcısı Agah Oktay Güner’in “Fikirlerimiz iktidarda kendimiz hapisteyiz” demesidir. 12 Eylül’ü bu 3 cümleyi aklınızdan hiç çıkarmadan hatırlarsanız 12 Eylül’ün anlamını kavramış olursunuz. Onun dışındaki bütün sözler aslında boş bir demagojiden ibarettir” dedi.

 

“TÜRK KÜLTÜRÜNÜ KORE’DE TANITMAK İÇİN 10,5 MİLYON STERLİN HARCAMIŞLAR”

 

CHP’li Subaşı, israf olarak nitelenen ve sahte olduğu ithamı yapılan ressam Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmet tablosu hakkında da, “Tablo bir bakkal dükkânından alınmadı. Bu tabloyu açık artırmayla satan müzayede şirketi 1766’dan beri klasik eserlerin satışını yapan saygın bir kuruluş. Ulusal ve uluslararası birçok araştırma kuruluşu da tablonun gerçekliğini ifade ediyor. 770 bin sterline Fatih tablosunu İstanbul’a getirdik. Bundan mutlu olmanız gerekiyor” dedi.

 

İsraf konusuna İBB’nin 2012 yılında Kore’de yaptığı harcamayı örnek vererek sürdüren Subaşı, “2012’de İBB yönetiminden AK Parti var. Güney Kore’nin 250 bin nüfuslu Gyeongju belediyesiyle anlaşma yapıyor. Diyorlar ki, Kore kültürünü Türkiye’de tanıtalım, Türk kültürünü de Kore’de. Bu tip anlaşmalarda genellikle taraflar kendi ülkelerindeki masrafı üstlenirler. Fakat İBB “Kore’deki masrafı da biz üstleneceğiz” demiş. İstanbul’da yapılacak etkinlikler için değeri 2 milyon 317 bin Sterlin, Kore’de yapılacak etkinlikler için de 7 milyon 750 bin Sterlin değerinde 2 ihale yapılıyor. Yani Türk kültürünü hem İstanbul’da hem de Kore’de tanıtmak için yaptığımız masraf yaklaşık 10,5 milyon sterlin. Biz bununla 11 Fatih portresi satın alırdık. Üstelik harcırahlar bu maliyete dahil değil” diyerek devam etti.

 

“KORE’DE 507 KİLİ 5 YILDIZLI OTELDE KALMIŞ”

 

Yapılan etkinlik kapsamında Güney Kore’de 507 kişinin 5 yıldızlı otelde konakladığın da altını çizen Subaşı, “507 kişinin Kore’de 5 yıldızlı otelde ne işi var. 356 kişiye uçak bileti alınmış. Peki içlerinde meclis üyesi olan, siyasi olan kişiler var mıdır? 5 yıldızlı otelde kalan o 507 kişi kimdir?”

 

Kore’de yapılan masraflara baktıklarında ise ‘Yangın Tüpü’ satın alındığını gördüklerini söyleyen Doğan Subaşı, “Kore’de şarkı söyleyen Koreliler’in hem parasını hem de taksi paralarını dahi bizimkiler ödemiş. Akıl alır gibi değil. Biz CHP olarak etkinliğin İstanbul’daki harcamaları için kabul, Kore’deki harcamaları için ‘Ret’ oyu vermişiz. Partimle bir kez daha gurur duydum. İşte ülkenin ekonomik darboğazda olmasının sebebi bu tür akıl almaz harcamalardır. Bu ülkede yaşayan gençlerin yarısı işsiz ve halk bunları görüyor” diye konuştu.

 

5 DOSYA VETO EDİLDİ

 

Tartışmaların ardından gündem maddelerinin görüşüldüğü toplantıda, İmamoğlu'nun bir kez daha görüşülmek üzere İBB Meclisi'ne geri gönderdiği 5 dosya komisyonlara iade edildi.

 

Veto edilen dosyalar arasında; 25 yıllığına Milli Eğitim Bakanlığı'na tahsis edilen Sütlüce'deki park, Başakşehir Sular Vadisi park alanında bulunan tuvalet, giriş takları, amfi tiyatro, nikah salonu, kadın aktive merkezi ve sosyal tesislerinin 10 yıl süre ile Başakşehir Belediyesi’ne tahsis edilmesi, Beyoğlu Örnektepe Mahallesi’nde bulunan ve mülkiyeti İBB’de bulunan taşınmazın 25 yıllığına Milli Eğitim Bakanlığı’na oy çokluğu ile tahsis edilmesi konuları yer alıyor.

 

Selvi Sarıtaç - İstanbul Gündemi