Cumhuriyet Kadınları Derneği’nden FOX TV’ye protesto

İstanbul’un çeşitli şubelerinden CKD’liler, Genel Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Ses eşliğinde, FOX TV önüne giderek programı protesto etti.

FOX TV ekranlarında, “Fulya Öztürk ile Umudun Olsun” programının canlı yayınında, cinsel içerikli bir video izlenerek bir kadının ameliyat izlerinin aranmasına, video içeriğinden kimliği anlaşılmayan kadının “kimlik tespitinin” eşi tarafından ameliyat izlerine bakılarak yapılmasına ve bu sözde tespite dayanılarak kadının cinsel videolarda yer almakla suçlanmasına, bütün bunlar olurken programın sunucusu, avukatı ve psikoloğunun ayıplamaları, gülüşmeleri, meraklanmaları, sözüm ona utanmaları ile yayının daha da sansasyonel bir şekle bürünmesine Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) tepki gösterdi.

İstanbul’un çeşitli şubelerinden CKD’liler, Genel Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Ses eşliğinde, FOX TV önüne giderek programı protesto etti.

“Bu programla neyin umudu oluyorsunuz? Kadının mı, çocuğun mu, ailenin mi, toplumun mu? Programın öznesi olan ve sergilenen çirkinlikle dedikodu malzemesi haline getirilen kadın kadar, aslında izleyici de bu ahlaksızlığa ortak edilerek mağdur edilmiştir. Canlı yayında seks videosu izletmekten ötesi var mıdır? Bu durumu normal kabul edebilir miyiz, sıradan sayabilir miyiz? Reyting uğruna her şeyi mubah gören anlayışı reddediyor, şiddetle kınıyoruz. Çürümüşlüğe, kokuşmuşluğa geçit vermiyoruz! İnsanlığımıza, değerlerimize sahip çıkıyoruz!”

SES: ‘‘ACILAR ÜZERİNDEN PARA KAZANIYORLAR’’

CKD Genel Yönetim Kurulu üyesi Zeynep Ses, program içeriklerini eleştirdiği açıklamasına şöyle devam etti:

“Televizyonların gündüz kuşağını, emniyet güçlerinin görevine soyunularak kayıpların arandığı, cinayetlerin çözüldüğü, gelin–kaynana ilişkilerinin çatışma zemininde didik didik edildiği, ‘moda’ adı altında yoz bir giyim kültürünün özendirildiği ve insanların giyim zevklerinin aşağılandığı, ‘yemek programı’ adı altında binlerce yıllık yemek ve sofra kültürümüzün yozlaştırılıp rekabet uğruna insanların birbirinin emeğine ve nimete burun kıvırdığı programlar dolduruyor. Cinayetlere, cinsel tacizlere, aile içi şiddete, kişiler ve olaylar üzerinden sözde ‘çözüm’ bulmayı amaçladığını iddia eden yayınlarda, bireyler arasındaki özel ilişkiler ve aile içi en mahrem sorunlar milyonların gözü önünde teşhir ediliyor. Özel hayatlar dedikodu malzemesi haline getirilirken izleyici de adeta röntgenciliğe özendiriliyor. Programlara dahil edilen ‘kadrolu’ avukatlar, psikologlar, emekli emniyet mensupları, adliye muhabirleri ile adeta televizyon mahkemeleri kurulup sözüm ona adalet dağıtılıyor, sözüm ona yaralar sarılıyor. Gerçekte yaptıkları iş, insanların acılarını teşhir ederek izlenirliği artırmak ve acılar üzerinden para kazanmak; kavgadan beslenmektir.”

‘‘BU PROGRAMLARIN HEDEFİNDE KADIN, AİLE VE TOPLUM VAR’’

Programların amacını, kaynağını, hedefini ve toplumsal sonuçlarını açıkça ortaya koyan Ses şu ifadeleri kullandı:

“Hepimiz biliyoruz; hafta içi gündüz kuşağının izleyicileri daha ziyade ev kadınlarıdır. Bu programlarla da asıl olarak bu kadınlarımız hedeflenmektedir. Ekranlarda yaratılan yoğun çatışma ve şiddet ortamı, adeta meşrulaştırılan linç kültürü; kadına ve topluma umut olmak bir yana çaresizlik, umutsuzluk, çözümsüzlük duygularını artırmaktadır. Çeşitli nedenlerle kimi zaman eğitim olanaklarından yeterince yararlanamayan, kamusal alanda çalışma imkânı bulamayan, ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlarımızın ikincil konumu bu yayınlarla pekiştirilmektedir. Kadınlarımıza ‘Senin yerin sadece mutfak, ilgi alanın yalnızca giyim kuşam, üzerinde konuşabileceğin tek şey başkalarının hayatları’ denmektedir. Aslında ‘Üretimde olma! Sanatta olma! Siyasette olma! Yönetimde olma!’ denmektedir. İşin daha vahim tarafı, ne yazık ki bu programların çoğu kadın programcılar tarafından yönetilmekte, çoğuna kadın uzmanlar eşlik etmektedir. Yani ekranın içindeki kadın da karşısındaki kadın da kuşatma altındadır.”

“Oysa kadınlar milletin yarısından fazladır. Çünkü kültürü kuşaktan kuşağa kadınlar taşımakta, toplumu kadınlar şekillendirmekte, nesiller kadınların elinde yetişmektedir. Kadını hedefleyen her yozluk aileyi ve toplumu da hedefliyor demektir. Türk milletinin en güçlü yanlarından birisinin sağlam aile bağları olduğu şüphesizdir. Bu nedenle emperyalizmin ülkemizde kadını ve aileyi hedeflediği bir sır değildir. Bu yayınlar yoluyla kadın–erkek, gelin–kaynana, ana–baba–çocuk, vb. aile ilişkilerinin en yoz örnekleri sunularak, bilinçaltlarımıza sağlam aile yapımızı dinamitleyecek düşünceler örtülü ve açık yerleştirilmektedir. Anneler bu programları izlerken, okul çağına gelmemiş çocukları da yanlarında bu yozluğa maruz kalmakta, küçücük beyinleri ve masum yürekleri bu çürümeden etkilenmektedir. Yapılan açıkça kadın ve çocuk istismarının başka bir boyutudur.”

“Gündüz kuşağını işgal eden bu zararlı yayınlarla bir yandan emperyalizmin yıkıcı kültür politikalarına hizmet edilirken diğer yandan toplumun sorunlar karşısında direnci kırılmaya çalışılmaktadır. Buna izin vermeyeceğiz!”

‘‘HERKESİ SORUMLULUĞA DAVET EDİYORUZ’’

Konuşmasının sonunda yetkililere seslenen Zeynep Ses şunları söyledi:

“Medya kuruluşlarına, medya programcılarına sesleniyoruz. Kitlelere hızla ve kolaylıkla ulaşma özelliğiyle, medya bir toplumun gelişiminde çok önemli bir güç olabilir; olmalıdır! Bağımlılık yapan yoz programlarla, izleyiciye sunduğunuz kötü rol modelleri ile reyting uğruna toplumsal yapımızı dinamitlemeyin! Çeşitli nedenlerle sadece ev içi işlerle ilgilenmek durumunda kalan kadınlarımıza yepyeni ufuklar açabilecek gücünüz varken onları fasit dairelere mahkûm etmeyin! Kadını uyuşturmaya, aileyi yıpratmaya son verin! Aksine milyonlarca kadının eğitim, iş, üretim, sanatsal faaliyet, gelişim olanaklarına kavuşması için köprü olun. Gidemediği yerlerde gözü, okuyamadığı kitaplarda sözü, dinleyemediği müziklerde notası, açılamadığı denizlerde yelkeni olun.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na sesleniyoruz. Toplumu da medyayı da eğitme sorumluluğunu üstlenin. Kadını birey olarak geliştirecek, aileyi güçlendirecek, toplumsal dayanışmayı artıracak kamusal yayınları teşvik etmekte ve bunların aksi etkiyi yapacak zararlı yayınlarla mücadelede daha kararlı adımlar atın.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na sesleniyoruz. Zararlı yayınlara karşı denetiminizi artırın. Toplumumuzu çürütmeyi hedefleyen yayınlara izin vermeyin.

Kadınlarımıza ve tüm yurttaşlarımıza sesleniyoruz. Biz çok daha iyisine layığız. Bu çirkinliğe göz yummayalım. Tepkimizi koyalım. Suçluların, kayıpların yakalanması emniyetin; yargılamanın gerçekleştirilmesi, adaletin sağlanması mahkemelerin işidir. Bu rollere talip olup devlet kurumlarının verdiği hizmetleri ‘özelleştirmeye’ kalkanlara izin vermeyelim. Medyadan iyiyi, doğruyu, güzeli talep edelim; zararlı yayınları ise şikâyet etmekten çekinmeyelim, üşenmeyelim. Toplumu geliştiren yayınların yaygınlaşması da zararlı içeriklerin ayıklanması da biz izleyicilerin elinde. Gücümüzün farkına varalım. Bir dönem kitleleri zehirleyen evlilik programları nasıl toplumun çığ gibi büyüyen tepkisi ile kaldırıldı ise aynı tepkiyi gündüz kuşağını işgal eden benzeri programların hepsi için vermeli ve bu çürümüşlüğe artık dur demeliyiz.

Susmak, izin vermek, seyretmek ortak olmaktır. Biz Cumhuriyet Kadınları olarak susmayacağız, izin vermeyeceğiz, seyretmeyeceğiz, ortak olmayacağız! Aklı ve vicdanı olan herkesi bu programları izlemeyi reddetmeye ve yayından kaldırılmaları için birlikte mücadeleye davet ediyoruz.”

Göksenin Aktaş / İstanbul Gündemi