Seyit Köse


BADEM BIYIKLILAR VE BAZI BIYIKSIZLAR MEDENİYETİ

“Medeniyet”! Günümüz Türkiye’sinin en sihirli kavramlarından biri... El çabukluğu ile icra edilen ustaca hokkabazlık gösterileri sayesinde bu kavramın altından neler neler çıkmıyor ki! Asa, bir yılana dönüşüyor. Şapkanın altından tavşanlar çıkıyor. O kadar fazla çıkıyorlar ki, hiçbirimiz bunun bir sihir mi, yoksa düpedüz bir gerçeklik mi olduğunun ayrımına varamıyoruz. Üstelik bir Musa da yok ki ortalarda hakikati, sihri boğsun!


“Medeniyet”! Günümüz Türkiye’sinin en sihirli kavramlarından biri... El çabukluğu ile icra edilen ustaca hokkabazlık gösterileri sayesinde bu kavramın altından neler neler çıkmıyor ki! Asa, bir yılana dönüşüyor. Şapkanın altından tavşanlar çıkıyor. O kadar fazla çıkıyorlar ki, hiçbirimiz bunun bir sihir mi, yoksa düpedüz bir gerçeklik mi olduğunun ayrımına varamıyoruz. Üstelik bir Musa da yok ki ortalarda hakikati, sihri boğsun!
 
Medeniyet, Arapça bir kavram. İslam kültüründe Medineli, şehirli olmayı ifade ediyor. Modernleşme sürecine giren Osmanlı’da, Fransızca Civilisation(Uygarlık) kavramının karşılığı olarak kullanılmaya başlanmış. Civilisation da siteye ait, kentle ilişkili bir kavram. Antik Yunan’da sitede gerçekleşen toplumsal ve siyasal yaşamın sınırları, anlamlı konuşabilme yetisine sahip olan uygarlarla, böyle bir yetiden uzak olan barbarları ayırmak suretiyle çizilmiştir. Batı'nın modernleşme evresinde ve sonrasında da benzer bir ayrım dikkati çeker. Burada kavram, ilkelden uygara, mitolojiden akla, büyüden bilime doğru bir gelişim çizgisinin ifadesi olarak, uygarlığın haklılığının ve üstünlüğünün ölçüsü haline gelir. Günümüzde ise, yeryüzü sathında Batı Uygarlığının hem düşünce dinamikleri, hem de yaşamın somut görünümleri bakımından hakim olmadığı bir yer kalmadı. Bizler, bu dünyanın vatandaşları olarak bu standartların dışında bir yaşam olanağının kalmadığı bir evredeyiz. 
 
Medeniyet kavramının, kavram tarihine girmek bu yazının sınırlarını aşıyor. Buradaki muradım, Türkiye’nin bilhassa son yirmi-otuz yılı içerisinde bu kavram çerçevesinde muhafazakar çevreyi fazlasıyla memnun ve meşgul eden üç beş entelektüelin! Şapkadan nasıl tavşan ve tavşanlar çıkarabildiklerini ifşa etmektir. Konuyla az çok ilgili olanlar kimlerden söz ettiğimi anlayacaklardır. Kimisi badem bıyıklıdır onların, bazılarını da bıyıksız görürsünüz. Sakallı olmaları da badem bıyıklı olmadıkları anlamına gelmemektedir. Badem bıyıklılık, bıyıkla alakası olmamakla birlikte, bir türün, bir tipolojinin ifadesidir çünkü. Entelektüellikle alıklık arasında; bıyıkla bıyıksızlık arasında; gelenekle modernlik arasında gidip gelen, yüzer gezer, melez bir tiptir o. Her fırsatta, insanları gelenekçi olduğuna inandırmak için çırpınıp durur. Aslında çırpınması da gerekmez, çünkü bu tipin ağzının içine düşmeye teşne şirazesi kaymış bir güruh vardır. Böyle bir piyasada dönenen laflar hep şöyle başlar: Medeniyetimiz, medeniyet köklerimizi yeniden bla bla bla, medeniyet ufkumuzda bla bla bla… Medeniyet dedikleri, kapitalizme rağmen hala ayakta kalabilen bazı somut kalıntılardır yalnızca. Medeniyet kısaca, donmuş kültürün ürünü olan bir kavramdır.
 
Müslümanların iki katlı evlerde yaşamış olmaları, ata binmeleri, şehirler inşa etmeleri vs. bir sonuçtur. Bir bilinç biçiminin ortaya çıkardığı, bir ruhun –hadi paradigmanın diyelim- ürünü verimlerdir. Badem bıyıklıların medeniyetinde, vakıaya takla attırılır. Amaç medeniyet olur, böyle bir sihirle de ruh görünmezliğini katlayarak yaşam dünyasından çekilir. Onun çekildiği yeri de şehirli olmak özelinde Batı medeniyeti doldurur. Aslında haspaların yaptıkları, Batı medeniyetinin, doğrusu kapitalizmin işleyiş biçimine mütedeyyin çevreleri alıştırmaktan ibarettir. Bunu öyle bir entelektüellik sosuyla süslerler ki, tadından yenmez. Dünyada sanki Batı medeniyetinden başka bir gerçeklik varmış gibi… Batı medeniyeti ve onun ayaklanmış hali olan kapitalizm kendi dışındaki bütün medeniyetleri, medeniyet ölçüsünde ıskartaya çıkarmıştır. Dahası, o medeniyetlere kaynaklık eden ruhları da boğarak yaşam alanından hiçbir iz bırakamayacakları bir biçimde silmiştir, silmektedir.  
 
Bu noktada medeniyet demek, gerçekten bir alıklık değilse, Batı medeniyetine, kapitalizme ahlak ve din gömleği giydirmekten başka bir anlama gelmez. Dünyanın son yirmi-otuz yılı muhafazakardır. Zemini kaydırılmış, dinli toplumların tarihidir. Bilhassa 1970’li ve 1980’li yıllardan sonra, neoliberalizm ile muhafazakarlık arasında kopmaz bir bağ oluşmuştur. Dolayısıyla kapitalizmin bütün arızaları, yarattığı bütün olumsuzluklar uslu ve tüketici muhafazakarların eliyle onarılır. Medeniyet burada kilit bir kavram halini alır. Medeni olmanın ölçüsü, söylem bazında Medine’de aranırken, fiiliyatta çoktan Washington’a ulaşılmış olur. Ruhu ise kimse sormaz. İmanı kimse problem haline getirmez. Çünkü, özünde teknik-medeniyet-yabancılaşma-şeyleşme kavramları etrafında biçimlenen Batı medeniyeti, özünde - asli değil arızi taraflarıyla ele alınmıştır bir kere. Burada televizyonu, sinemayı İslamileştirebilirsiniz; e-ticareti Ahilikle eklektik hale getirip, siber Ahilik gibi ucube kavramlar ortaya atabilirsiniz, tasavvufla postmodern epistemoloji arasında yakınlıklar kurabilirsiniz vs. 
 
Kısaca bu hokkabazlıklarla ele alınan gerçekte, bütün gerçekliğiyle ne Batı medeniyetidir, ne de İslam’ın kendisi. Gerçekte söz konusu olan Kapitalizmin piyasa malı, fason entelektüellerinin, badem bıyıklıların medeniyetidir.


  • Çarşamba 29 ° / 20 ° Güneşli
  • Perşembe 29 ° / 21 ° Güneşli
  • Cuma 30 ° / 22 ° Güneşli

İstanbul

05.08.2020

  • İMSAK 04:15
  • GÜNEŞ 05:57
  • ÖĞLE 13:15
  • İKİNDİ 17:08
  • AKŞAM 20:23
  • YATSI 21:58